...

'Yazar kadar her taraftan kuşatılmış bir varlık yoktur.'
Semra Topal-Cumhuriyet Kitap Röportaj:21/02/08

Cuma

Zerdüşt


şeklimi giydim
su nasılsa öyle

sırf
korkma diye

matem inmek üzere
görmedin henüz rengimi
ateşim ben
çıplaklığı sönmeyen

al o zaman
içinde çoğalt
çığlığınla yıkanarak

tutuştuğunda
dalga dalga

titrerken dizlerin
sarıl alevlerime

hiçliğinden çözül
gel artık

indir
maskeni
sen de



sarp
photo:Salvador

Çarşamba

Aden


kulak ver Ay'ın çağrısına
kaçacak yerin yok
çığlığı çöktüğünde
omuzlarına

içinden yükselenle birleş
kanat şehvetin peşinden

belirginleştiğinde
karmaşık notalar
sen
karşı konulmaz bir
bütün olacaksın

gücü almak başlangıç
anlamak zor olan

sivrildiğinde tırnakların
kazıyacaksın
varoluşun dokusunu

unutma
her şeyin bir döngüsü
ve kuralı olduğunu

hep gizliydi gerçek
ve bir ağacı
hiç var olmadı

meyve sendin
şimdi
yiyorsun kendini



sarp
photo:M.Turgut

Pazartesi

Padre Falio


dün gördüğün yansıma
nereden geliyor dersin
artık hep sonbahar
üşüyeceksin Falio

yitirilmiş sokaklarda
yaprakların hışırtısı
zalimce yalnızken
kedinin biri ansızın
süründüyse sana
mutlu ol Falio

dalıp gidiyorsun uzaklara
-neden niçin nasıl
oysa aldığın her nefeste
binlerce kelebek ölüyor
artık
düşünme Falio

kedi gider
mevsim döner

kelebekler?

onlar
içimizde yaşar Falio



sarp
photo:B.Doğaç

Cumartesi

Bir Adım



koltukta söz izleri
çoğalıp gitmeye uygun zaman

hem gölgesi var biraz
yorulup kalmışlığın
sevilmişliğin

düşünceler savrulmuş
odanın dört bir yanına
hepsi valizime sığdığı gün
gideceğimi biliyorum

sende kalacak
dokunduğun
hissettiğim

ne aldıysan benden
fazlası

hem gölgesi olacak biraz
yorulup kalmışlığın
sevilmişliğin

adım yeter ruhuna
bir adım

güven bana



sarp
photo:Mehmet Okutan

Cuma

Dünyanın Boyası



yalnızlığı bilir misin
sahtesi değil söylediğim

dehlizleri vardır onun
cesetlerle dolu
zifiri

isteyerek dalarsın içeri
bilmeden

kendi ellerinde
kaybolmak

bu ancak
ressamın anladığı
bir
direniş

dünyanın boyası
yaratılan
(b)aşka

göremez
esirgenen
(b)akar


sarp
photo:Aydan Çınar

Salı

Druid Kadını



sokağın ruhları
çağırıyor tenimi
gecenin bir vakti

Ay omuzlarımdan düşerken
yürüyorum durmadan
ıslak adımlarla

karanlık köşelerden
gözleri çıkıyor karşıma
ellerine sinmiş
yağmur sonralığı
çekiliyor kanım

derler ki
ancak hazır olanı
alır Onlar

ve birden
ağaç ol diyor
çıplaklığımı alıyor Druid kadını

dönüşüyorum

yapraklarım arasından Ay
sel gibi akıyor içime
karşı koyamıyorum

üstümde gezinen tırtıllarımla
evrim üstüne
evrim yaşıyorum

bir sürü varlık
dolaşıyor gizlerimde

katışıksız
saf huzur

delirdiğime eminim

ayaklarım az önce kayboldu
köklerime bakıyorum



sarp
pls reading with streets spirits-Radiohead
lütfen Radiohead-streets spirits ile okuyun
photo:iklim arı

Pazar

Meleğin Düşü(şü)


korkmana gerek yok Daniel
ölüm yok
kuşlar var

sonunda
kanatlarını görecek herkes
istediğin gibi

çamura dönüşüyorsun yalnızca
bakılmaz ışıktan

şimdi
yaşam düş
Aşk'tan

buna değer

korkma Daniel
ölüm yok
kuşlar var

bir de
kapılar



sarp
a photo by A.Devrim Balkır

Cuma

Dorian


sevgilim
boşluktasın
biliyorum
beni arıyor ellerin

uzakta
aynı gökyüzünün tozunda
karanlığın dibindeyim
sensiz ben
kendine dönen
atlıkarınca gibiyim

bensizsin
yaşamsızım
havada asılı kalmış
ayrıntıyım

soru işaretiyim
işkence aletiyim
çöp kovasıyım
Allah'ın s.ktir ettiği yerde
kırık bir mezar taşıyım

sarhoşun narası
kayıp gözyaşı
sümüklü çocuk
aç dilenciyim
anlatamam sevgilim
anlatamam
sevgilim



sarp
a photo by İnci İşler

Çarşamba

Fleur de Lys


bugün
seni gördüm başkasında
bir parçanı
alamadı kendini
bıraktı
gitti

bugün
tütüyordum
çıkaramadım aklımdan
yakaran bedenini
kendimi
zor söndürdüm

ateş ve karanlık
Fleur de Lys
melek kılığında antimadde
sen hissettiğim
en rezil şeysin

yaklaş ve
al beni

göm tarihin okunmayan
kara sayfalarına

yokluğuna dayanırım
sonsuza dek
sonsuzluğa dayanamam
böyle paramparça



sarp
Special Thanks to Chris Cornell for his song: Steel Rain
Teşekkürler Chris Cornell'e.Steel Rain için.Dinleyin.
photo:N.B.Ceylan

Fontana di Trevi


neye yarar aşk çeşmesi
yıkanılmıyorsa suyuyla
içilmiyorsa

önünde olsam
içine para atmaz
seni senden dilerdim

uzun uzun seyrederdim
çeşmenin güzelliğini

malum
adı konmuş çoktan
aşk çeşmesi

önce susuzluktan ölmeli
sonra içmeli deli gibi

neyiniz var sizin

aşk mı değişti

çeşmesi mi



sarp
photo :İbrahim Kaya

Pazartesi

Oluk


boşluğa yazdım O'ndan geleni
şiir oldun dediler
bu mudur yaratmak?

çamura dokundum
ellerimi unuttum
uzaklardan bir kadın
seriliverdi önüme
heykel oldun dediler

varlığı anladım
sırtımı döner oldum
fırçalar düştü alnımdan
boyalar edindim çaresiz
aldım karşıma kendimi
sonlu sonsuzluğu

aktım,kavga ettim
aktım,seviştim ışıklarca
uyandım,terli buluttan ellerim vardı
resim oldun dediler

Tanrım bu mu lanetin
neredesin,neden ben
şöyle bir dokundu
avaz avaz düştüm tellerimden
beste oldun dediler

sonunda anladın
yere düşüp parçalanan
ben-lerce parçayım camdan
al koy yüreğine sakla
cesaretin varsa birini

oradan kanatır
çeker giderim çarpa çarpa

içinden çıkmadan
ruhundan gölgene

çıplaklığından süzülür
senden siyah bir yağmurla
suskunluğunu öperim belki

artık

adımı biliyorsun

bilmediğin

ne olduğum


sarp

Cumartesi

1.618

geri dönüş yok
ellerini borçlusun bana
dokunuşların parçalanmış
aynılaşıyor
dalıp gidişlerimiz
kedi düşüncesi bu
pençeyi at gitsin
kimse almasın seni
içimdesin
kıpırdama hiç
dalalım boşluğa böylece
sonu gelmeyen
uykular uyuyalım

derine
hep
daha derine

adı aşksa bunun
saplanmak kaderin
beterin beterine

al varlıktan yitişinin
hiçlikten dönüşüne oranını
böl derin hayallerinin
gerçek oluşlarına
sen çıkarsın günahlardan

teninden başlar Altın Oran
o zaman çoğalalım
kesik soluklardan


sarp

Perşembe

Karton Kuşlar

kuru çiçeklerle geliyorum
eski taşların arasından
ellerinden kopup

yoluma yaşamlar çıkıyor
yaşıyorum

sözler akıyor içimden
sözler
söyleyemediğim
yavaş yavaş uçuyorlar
sözler
kanla boyanmış karton kuşlar

deliler gibi koşuyorum
kendime çarpana dek
sokaklar yabancı
sokaklar ıssız
ayaklarım çıplak

kararlıyım
bir daha ölmeyeceğim
gözlerine ulaşmadan

kuru çiçeklerle geliyorum
sözlerin yuva yaptığı
eski taşların arasından


sarp

Çarşamba

Çal Boyalarımı


seç rengini
al fırçanı
çık karşıma

vur gururunu
sal yüreğini
çal boyalarımı

maviye bürün
içimdeki sokaklara gir
çıkma oradan
çıkama

sonrasını yaşar bazı ruhlar
bazen zaman kırılır
açılır ışıktan kapı
sessizce sıyrılır geçerim

renkler uçuyor şiirimden
ne bekliyorsun
kaçsana balonun peşinden

anladın artık
duyuyorsan neredeyim
kapa gözlerini
sözlerin bittiği yerdeyim

seç rengini
al fırçanı
çık karşıma


sarp
oil on canvas-detail from "yellow moon" by Sarp Tuvalo

Salı

piano piano





































herkes kendince aldı benden
hep istedikleri sesi çıkardım yıllarca

kimi usulca okşadı
kimi hoyratça vurdu bana

üstümde sevişen de oldu
varlığını yitiren de

bir gün
O geldi

saatlerce baktı salonun köşesinden
bakıştık

neden sonra
dokunur gibi yaptı
vazgeçti

gece yarısı bir daha geldi
ağlıyordu bu kez
ilk notalarla
Ay Işığı olup aktı içime

bütün tellerimi gerdim

varmış gibi
sarıldı gri tuşlarıma
ruhuma
varlığıma

piano piano dedi
haydi gece olalım
ruhunu ver bana

ilk kez
ağladım ben de



sarp
Not:Ay Işığı Sonatı'nı dinlerken okumanızı isterim.
photo:Niko Guido

Pazartesi

Ressamın Aşkı

kapkara bir kavgadan çıktım az önce
sarı adımlarımla

aşk çeşmesinden
bendeki seni diledim son kez

rüzgar gri
umudum maviydi

bu yüzden kalkmadım ayağa
turuncuya dönüşmesini bekledim
parmaklarımın

uçuk limon küfü evimize varmadan
verdim kararımı

geceyarısı da olsa
beyaza boyanacak bu duvarlar

aşkının rengini görmeliyim

bu gece

seninle sevişirken ölmeliyim



sarp

Pazar

Lacrimosa Dokunuşu

gücün gizemini
nerede bulur insan
varlığın coşkusunu
içten gözyaşlarını

derim ki
Ay hali başkadır
çekici
soğuk
dişidir O

ölüm gibi
ellerinde eşsiz bir dokunuş

son varlığının gururunu
ve yaşamın geçip gidişini
Sarı Ay'ın kişiliğine
tutulunca anlarsın

gemini ateşe verdiğin gün
sonsuzluğu görürsün
arzuladığın alevler arasında

bunlar olup bittiğinde
çıplaklığı soyunup
Lacrimosa'yı giyinmelisin

çünkü vakit
O'nun görünmeyen yüzüyle
yüzleşme vaktidir



sarp

TUVALO

TUVALO